Hürriyet Bilim Dergisinin İnsan Zekasının Sözde Evrim Hakkkındaki Spekülasyonları

Hürriyet gazetesinin 11 Mayıs 2002 tarihli Bilim ekinde, “Zekayı Geliştiren Ne Oldu?” başlıklı bir yazı yayınlandı. Bu yazıda, bazı evrimci bilim adamlarının, insan zekasının nasıl geliştiği hakkındaki evrimci spekülasyonlarına yer verilmişti. Yazıda adı geçen bilim adamlarının her birinin, bir başka iddiayı savunduğu ve bir diğerininkini kabul etmediği belirtilmekteydi.

İnsan zekası, evrimcilerin açıklayamadıkları konuların başında gelir. İnsan, zekası ve düşünme, konuşma, estetik anlayışı gibi yetenekleri ile, tüm diğer canlılardan ayrılan bir varlıktır. Evrimciler ise, düşünmeyen, konuşmayan hayvanların nasıl olup da, insan gibi; kavramları sembollerle isimledirebilen, anlama yeteneğine sahip, mantıklı değerlendirmeler yapabilen, fikir sahibi olan, en karmaşık konuları bile öğrenip hafızasına kaydedebilen, fizik problemleri çözen, yeni buluşlar yapabilen, sanat eserleri, mimari şaheserler meydana getiren, estetik duygusu sayesinde güzellikten, düzenden, simetriden, temizlikten zevk alan, ülkeler yöneten zeki varlıklara dönüştüklerine açıklama getiremez.

Evrimcilerin, insan zekasının sözde evrimi hakkında öne sürdükleri senaryolar ise son derece bilimdışıdır. Bu iddialara göre, yarı maymun yarı insan canlıların, ya bir arada yaşamaya başladıkları için ya da dik durmaya başladıklarında iki elleri boş kaldığı ve bu ellerini kullanarak aletler yaptıkları için zekaları gelişmiştir. Ancak bunların her biri birçok yönden son derece saçma iddialardır.

Evrimciler Lamarckçı hurafelerden kurtulamıyorlar

“Toplu yaşama veya alet yapmak için ellerin kullanılması yoluyla beynin evrimleşmesi” iddiası, Lamarkist bir hurafe niteliğindedir. 18. yüzyılda yaşayan Fransız biyolog Lamarck, bundan 100 yıl kadar önce kesin olarak çürütülmüş olan “kullanılan organların gelişerek evrimleşmesi” iddiasını ortaya atmıştı. Lamarck, canlıların yaşamları sırasında kazandıkları değişimleri sonraki nesillere aktardıklarını öne sürmüştü. Ünlü zürafalar örneğinde, bu canlıların eskiden çok daha kısa boyunlu olduklarını, ancak yüksek ağaçlara ulaşmak için çabalarken nesilden nesile boyunlarının uzadığını iddia etmişti.

Lamarck”ın “kazanılmış özelliklerin aktarılması” olarak bilinen bu evrim modeli, kalıtım kanunlarının keşfedilmesi ile birlikte geçerliliğini yitirdi.

Bundan dolayıdır ki, sosyal yaşantı veya alet yapımı gibi herhangi bir nedenle beynin daha çok kullanılmaya başlanması, beynin evrimleşmesi için bir neden olamaz. Bir insan bu şekilde beynini geliştirmiş olsa bile, bu “sonradan kazanılmış bir özellik” olur ve kalıtım kanunlarına göre, bu özellik bir sonraki nesle aktarılamaz.

İnsan beyni, tesadüfen gelişemeyecek kadar komplekstir

İnsan beyni son derece kompleks bir yapıdır. Böyle bir yapının, evrim teorisinin öne sürdüğü mutasyon ve doğal seleksiyon gibi mekanizmalarla, yani tesadüfler sonucunda gelişmesi kesinlikle imkansızdır.

Ünlü bilim yazarı Dr. Isaac Asimov, beynin sahip olduğu üstün tasarım için şöyle der:

“Bir buçuk kilogram ağırlığındaki insan beyni, bildiğimiz kadarıyla evrendeki en kompleks ve en düzenli şekilde yapılanmış maddedir.” [i]

Beynin sahip olduğu kompleks tasarımı anlatmak için, bu organın yapısından tek bir örnek verelim: Beyinde üç tür hücre vardır; bunlar birbirleriyle bağlantılı sinir hücreleri olan nöronlar, onları destekleyen ancak işlevleri tam olarak anlaşılamamış olan glual hücreler ve beyin içindeki damarları ve kılcal damarları oluşturan kardiovasküler hücrelerdir. Yetişkin bir insanın beyninde ortalama 10 milyar nöron vardır. Nöronların “akson” ve “dendrit” adı verilen çıkıntıları bulunur ve nöronlar bu çıkıntıları sayesinde birbirlerine bağlanırlar. Sinaps olarak adlandırılan bu bağlantılar sayesinde bir beyin hücresi diğerine mesajlar gönderir. Ünlü biyokimyacı Michael Denton, Evolution: A Theory in Crisis (Evrim: Kriz İçinde Bir Teori) adlı eserinde nöronların arasındaki bağlantı sayısının yaklaşık 1 katrilyon (1015= 1.000.000.000.000.000) olduğunu belirtip sözlerine şöyle devam eder:

“1015 sayısı elbette algılarımızın üzerinde bir sayıdır. ABD”nin yarı büyüklüğündeki bir arazi düşünün (1 milyon mil kare). Bu bölgede 1 mil kareye 10.000 ağaç düşmektedir. Eğer her ağacın 100.000 tane yaprağı olduğunu kabul edersek, bu bölgedeki yaprak sayısı beynimizdeki bağlantıların sayısına eşit, yani 1015 olacaktır.” [ii]

Kafatasınızın içine sığacak kadar küçük olan beyninizin içindeki bu inanılmaz sayıdaki ve karmaşıklıktaki bağlantıların her biri, tam olması gerektiği şekilde ve belirli bir amaç için yaratılmıştır. Allah”ın yaratmasındaki çok üstün bir tasarımın sonucu olan bu bağlantılar vasıtasıyla birbirinden bağımsız işleri birbirine karıştırmadan aynı anda gerçekleştirebilirsiniz. Örneğin bu satırları okurken aynı zamanda müzik dinleyebilir, bir yandan da kahvenizi yudumlayabilirsiniz. Ayrıca beyniniz, tüm bunlar esnasında sizin adınıza, siz farkında bile olmadan, kalp atışlarınızı düzenler, kandaki oksijen miktarını çok hassas bir seviyede sabit tutarak nefes alıp vermenizi sağlar, vücut ısınızı ya da böbreklerinizden atılacak atık madde oranlarını belirler, kaslarınızın hangilerinin hangi sıra ya da şiddette kasılarak elinizdeki bardağı devirmeden ağzınıza götürebileceğinizi hesaplar, dik durmanız için gerekli olan çok detaylı denge hesaplarını yapar. Bunlar gibi birbirinden farklı yüzlerce işlem, hayatınız boyunca, beyniniz tarafından en mükemmel biçimde gerçekleştirilir. Siz ise bu işlemler için beyinde yapılan hesaplamalardan haberdar bile olmazsınız.

Böyle kusursuz bir organın tesadüfen meydana geldiğini ve geliştiğini iddia etmek ise akıl dışıdır.

Fosil kayıtları beynin evrimi hakkında hiçbir delil sunmamaktadır

Evrimciler, tüm canlıların yaratıldığı gerçeğini kabul etmemek konusunda kendilerini şartlandırdıkları için, diğer tüm canlı sistemler ve organlar gibi beynin de rastlantılara dayalı bir evrimleşme sonucu geliştiğini iddia ederler ve daha önce de belirtildiği gibi bu konuda birçok senaryo üretirler.

Evrimcilere bu kadar serbest bir şekilde hikaye yazma şansı veren etken ise, özellikle de fosil alanında, bu konudaki delillerin azlığıdır. Beyin yumuşak bir dokudur. Yumuşak dokular bazı özel şartlar dışında fosilleşmez, bu yüzden insan beyninin yapısına dair hiçbir fosil kaydı yoktur. Ayrıca mevcut kafatası fosilleri de beyin hakkında yeterli bir açıklama yapmak için kullanılamamaktadır. Bu yüzden beynin evrimi senaryoları, söz konusu yazıda da olduğu gibi, çeşitli tahminler ve temennilerle sınırlanmıştır.

Beynin kökeni konusunda kesin yorumlar yapmanın mümkün olmadığı, Britannica Ansiklopedisi”nde şu şekilde belirtilir:

“Beyin dokusu fosilleşmediği için sadece modern insan beyni ayrıntılı olarak incelenebilir… Yok olan hominidlerin kafataslarının içleri çoğu zaman beyin şekli ve hacmini incelemeye uygundur ancak, bütün çalışmalara rağmen, bu araştırmalardan elde edilen güvenilir işlevsel bilgi birikimi azdır. İlk insanların konuşma kabiliyeti, işçilik becerileri, görsel ve işitsel özelliklerinin seviyesi gibi konular, modern insana bakılarak yapılan genellemeler dışında kesinlikle kestirilemez…” [iii]

Sonuç:

İnsan zekası ve insan beyninin sahip olduğu olağanüstü özellikler, evrim teorisinin öne sürdüğü mekanizmalarla açıklanamamaktadır. Evrimciler her konuda olduğu gibi bu konuda da spekülasyonlar yapmaktadırlar. Nitekim, Hürriyet Bilim dergisindeki yazı da bu spekülasyonları ortaya koymakta, bir kaç evrimcinin birbiriyle çelişen görüşlerini aktarmaktadır. Bilimsel olma iddiasındaki bu derginin, spekülasyonlara, önyargılarla üretilmiş hikayelere değil, bilimsel olarak ispatlanmış, somut bilgilere yer vermesinin okuyucular için daha faydalı ve bilgilendirici olacağı kanaatindeyiz.


i Isaac Asimov, In the Game of Energy and Thermodynamics You Can”t Even Break Even, Smithsonian, June 1970, s. 10
ii Michael Denton, Evolution: A Theory In Crisis, London: Burnett Books, 1985, s. 330
iii Encyclopædia Britannica, 2001 Deluxe Edition, Beyin (Brain) maddesi 

Ayrıca bakınız

Video – Yuval Noah Hararı’nin SAPIENS Adlı Kitabındaki Bazı İddialara Cevap 4 – “Geçmişte insanın pek az şey ürettiği” iddiası

Harari ve diğer evrimcilerin bir iddiası da “geçmiş nesillerin çok az şey ürettiği” yönündedir. Bunu …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.