Bilim Ütopya”daki “”HAyvan Bilinci”” Yorumlarına Cevap

Kasım 2000 tarihli Bilim ve Ütopya dergisinde, Harvard Üniversitesi”nden psikolog Marc D. Hauser”in American Scientist dergisinde yazdığı ve Türkçeye Hürcan Aslı Aksoy tarafından çevrilen “Hayvanlar Sayılar Hakkında Ne Düşünür?” başlıklı bir makale yayınlandı. Makalede, insanın sayı sayma bilinci üzerinde yapılan bazı deneyler ile başta maymunlar olmak üzere farklı hayvan sınıfları üzerinde yapılan deneyler karşılaştırılıyordu. Makalenin amacı, insanların maymun benzeri yaratıklardan evrimleştiği iddiasına psikoloji bilimi yönünden bir dayanak sağlayabilmekti.

Oysa gerçekte makalede söz konusu dayanaktan eser yoktu. Çünkü evrim teorisini destekleyen hiç bir delil öne sürülememişti. Nitekim makalenin yazarı da bunu yazı içinde bir kaç kez kabul etmek zorunda kalmıştı. Örneğin, insanın evrimi iddiasının spekülasyona (delile dayalı olmayan tahminlere) dayandığını şöyle itiraf etmişti:

 

 

Atalarımızda, sayıları hayvanlara göre daha yetkin bir şekilde göstermelerini ve kavramlaştırmalarını sağlayan hangi mekanizmalar evrimleşmiştir? Bu soruya vereceğimiz yanıt spekülasyona çok açıktır. (s. 73)

 

Yazının bir başka yerinde, insan bilincinin sözde “evrimsel kaynağı”nın belirsiz olduğu da şöyle ifade ediliyordu:

 

 

Sayı ve dil sistemlerimizi birleştiren araç, sınırlı sayıdaki öğeleri sınırsız çeşitlilikteki ifadelerle bağdaştırmayı sağlar. Bu kapasitenin evrimsel kaynağı henüz açıklığa kavuşmamıştır. (s. 73)

 

Yazının kapanış satırlarında ise, insan bilincine evrimsel bir köken bulunamadığı itiraf ediliyor, ancak evrimcilerin değişmez avuntu yöntemi olan “ilerde bir gün belki buluruz” mantığı tekrar ediliyordu:

 

 

Unutmamalıyız ki, bu tür sistemler hayvan atalarımızdan bize kalan bir temel üzerine yükseliyor. Şimdi bile, bu iki bilgi alanının evrim veya gelişim sürecinde birbirini nasıl etkilediği anlayamıyoruz. Ama bir gün anlayacağız. (s. 73)

 

Maymun-İnsan Evrimi İddiası, Bilimsel Temeli Olmayan Bir Varsayımdır

Öncelikle belirtmek gerekir ki, Bilim ve Ütopya dergisindeki makale, insanın maymunlarla ortak bir atadan evrimleştiği varsayımı üzerine kuruludur. Bu varsayım sanki bilimsel bir gerçek gibi kabul edilmiş ve sonra da buna dayalı yorumlar yapılmıştır. Oysa ki, bu propaganda yönteminin çok yüzeysel olduğu ortadadır. Bunun iki temele sebebi şöyle sayılabilir:

1. Maymun benzeri memelilerden insanlara doğru bir evrim gerçekleştiğini gösteren herhangi bir fosil kaydı yoktur. Evrimcilerin spekülasyon malzemesi yaptıkları fosillerin hiç biri, gerçekte böyle bir evrimin yaşandığını göstermemektedir. Evrim teorisinin 20. yüzyıldaki en önemli savunucularından biri olan Ernst Mayr, “Homo sapiens“e (günümüz insanına) uzanan zincir gerçekte kayıptır” diyerek bu gerçeği kabul eder. (Scientific American, Aralık 1992)

2. Maymunlarla insanlar arasındaki dev zihinsel ve bedensel farklar—Bilim ve Ütopya”daki makalede de kısmen itiraf edildiği gibi—asla mutasyonlara dayalı bir doğal seleksiyon süreciyle açıklanamaz. Evrimciler, insanın maymunlarla ortak bir atadan evrimleştiğini delilsiz olarak kabul ederler, ancak bu evrimin nasıl olduğu sorusuna hep Bilim ve Ütopya”daki makalede de olduğu gibi “bilmiyoruz, belki gelecekte bir gün anlarız” cevabını verirler. Örneğin evrimci paleoantropolog Elaine Morgan şu itiraflarda bulunur:

 

 

İnsanlarla (insanın evrimiyle) ilgili en önemli dört sır şunlardır: 1) Neden iki ayak üzerinde yürürler? 2) Neden vücutlarındaki yoğun kılları kaybettiler? 3) Neden bu denli büyük beyinler geliştirdiler? 4) Neden konuşmayı öğrendiler? Bu sorulara verilecek standart cevaplar şöyledir: 1) Henüz bilmiyoruz. 2) Henüz bilmiyoruz. 3) Henüz bilmiyoruz. 4) Henüz bilmiyoruz. Sorular çok daha artırılabilir, ama cevapların tekdüzeliği hiç değişmeyecektir. (Elaine Morgan, The Scars of Evolution, New York: Oxford University Press, 1994, s. 5)

 

Hayvanlardaki Bilincin Anlamı Nedir?

Yazının başında Bilim ve Ütopya makalesinden aktardığımız kısa alıntılardan dahi anlaşılabileceği gibi, söz konusu makale, insan bilinci ile havyanlarda görülen bilinç örnekleri arasında evrimsel bir ilişki kurmaya çalışmış, ancak bunu başaramamıştır. Çünkü gerçekten de insan bilinci ile hayvanlarda görülen bilinçli davranış örnekleri arasında dev farklılıklar vardır ve insan bilincinin hayvan bilincinden evrimleştiği ididasını destekleyen hiç bir bilimsel kanıt yoktur.

Evrimcilerin bu konuda en çok başvurdukları yöntem, maymunlarda rastlanan bilinç örneklerini kamuoyu gündemine getirerek, maymunların insanlara benzer olduğu ve dolayısıyla arada evrimsel bir ilişki bulunduğu yönündeki iddialarının propagandasını yapmaktır. Bilim ve Ütopya”daki makalede de bu yönteme başvurulmuş ve maymunlar üzerinde yapılan deneyler, bebekler üzerinde yapılan deneylerle karşılaştırılarak benzerlik kurulmaya çalışılmıştır.

Oysaki doğadaki bilinç örnekleri yalnız maymunlarla sınırlı değildir. Evrimcilerin kurdukları hayali evrim şeması içinde insana çok daha uzak olan canlılarda da çok şaşırtıcı bilinç örnekleri bulunmaktadır.

Örneğin, balarıları, sayı saymaktan çok daha ileri giderek, ördükleri bal peteklerinin açılarını hesaplar ve her seferinde kusursuz olarak tekrar ederler. Dahası, balarılarının yiyecek kaynakları ile kendi kovanları arasındaki açıyı da hesapladıkları bunu kovandaki diğer arılara dans yoluyla haber verdikleri bilinmektedir. (bkz. Harun Yahya, Balarısı Mucizesi, 1999)

Termitlerin dev gökdelenler yaptıkları ve bu gökdelenlerin içinde hava dolaşım kanalları, tarım alanları vs. oluşturdukları, kısacası ciddi bir “inşaat bilinci” içinde çalıştıkları bilinmektedir. (bkz. Harun Yahya, Termit Mucizesi, 2000)

Dikkat edilirse arı ve termit gibi canlılar, birer böcektir ve sözde “evrim şeması” içinde insana en uzak canlılar arasında yer alırlar.

İnsanla arasında hiç bir yakınlık kurulamayan canlılarda bilinçli davranış örnekleri bulunduğu, Bilim ve Ütopya dergisindeki makalede de belirtilmektedir. Güvercinler üzerinde yapılan bir deneyde, yem almak için bir düğmeyi gagalaması gereken güvercinin, 45 kez gagalama ile 50 kez gagalamayı ayırdettiği, yani 45 ve 50 sayılarını sayabildiği gözlemlenmiştir. (s. 71)

Tüm bunlardan çok daha şaşırtıcı olan bir başka gerçek ise, sözde evrim şeması içinde en “ilkel” ve insana da en uzak canlı olarak tanımlanan bakterilerin de bilinçli davranışlarda bulunmasıdır. Son yıllarda bakteriler üzerinde yapılan gözlemler, bu tek hücreli canlıların son derece “zekice” davrandıklarını, içinde bulundukları ortamı değerlendirip karar verdiklerini göstermektedir. Moleküler biyolog Michael Denton şöyle yazar:

 

 

“Bir toz zerresinden bile daha küçük olmalarına rağmen, amipler, çok daha kompleks canlılara benzer yaşam stratejileri izlerler. Eğer bir amibi alıp onu bir kedinin boyutlarına getirebilseydik, bu memeliyle yaklaşık aynı derecede bir zekaya sahip olduğunu görecektik. Peki ama bu küçücük canlılar nasıl olup da bu denli iyi hesaplanmış kararlar alabilmektedirler?.. Bir amip yakalamak istediği avını bilinçli olarak kovalar, avı yön değiştirdiğinde o da onun ardından yön değiştirir, bu takibi uzun süre devam ettirir. Bu davranışlar moleküler düzeyde açıklanamamaktadır.” (Michael Denton, Nature”s Destiny, s.228)

 

Üstteki alıntının son cümlesine dikkat etmek gerekir. Amiplerin davranışları, “moleküler” düzeyde, yani kimyasal reaksiyonlarla, fiziksel etkilerle açıklanabilecek türden değildir. Bu canlılar, bilinçli olarak, karar vererek hareket etmektedirler. Ama ne ilginçtir ki, ne bir beyne, ne de sinir sistemine sahiptirler. Protein, yağ ve sudan oluşan bir hücredirler sadece.

İşte konunun en önemli yanı da budur. Evrimciler, birer materyalist (maddeci) oldukları için, canlılardaki bilinci sadece maddeyle (yani beyin kapasiteleriyle, sinir sistemiyle vs.) açıklamaya çalışmaktadırlar. İnsanın evrim sonucu bilinç kazandığı, maymunların insana en yakın bilince sahip olması gerektiği, “ilkel” saydıkları canlılarda ise bilinç olmaması gerektiği inancındadırlar. Oysa bilimsel bulgular durumun hiç de böyle olmadığını göstermektedir. Ne insan bilinci için ne de diğer canlılardaki bilinçli davranışlar için materyalist (ve dolayısıyla evrimci) bir açıklama yapılamamaktadır.

Bilincin Gerçek Kaynağı

Sonuçta, “en kompleks canlı” sayılan insandan, “en basit canlı” sayılan tek hücrelilere kadar, canlılarda madde-ötesi bir kaynaktan gelen şaşırtıcı bir bilinç vardır.

Peki bu madde ötesi kaynak nedir?

Kuran”da, bizlere bu konuda çok önemli bilgiler veririlir. Örneğin balarılarından söz edilen bir ayette, bu canlıların gösterdikleri “bilinçli” davranışların kendilerine Allah tarafından ilham edildiği bildirilmektedir:

 

 

“”Rabbin bal arısına vahyetti: Dağlarda, ağaçlarda ve onların kurdukları çardaklarda kendine evler edin. Sonra meyvelerin tümünden ye, böylece Rabbinin sana kolaylaştırdığı yollarda yürü-uçuver. Onların karınlarından türlü renklerde şerbetler çıkar, onda insanlar için bir şifa vardır. Şüphesiz düşünen bir topluluk için gerçekten bunda bir ayet vardır.” (Nahl Suresi, 68-69)

 

 

“”Allah”ın canlılar üzerindeki bu denetimi, sadece arılarla sınırlı değildir. Aksine, bir başka ayette tüm     canlıların O”nun hakimiyetinde olduğu haber verilmektedir. Kuran”daki ifadeyle “O”nun, alnından yakalayıp-denetlemediği hiç bir canlı yoktur.”” (Hud Suresi, 56)

İşte Kuran”da açıklanan bu sır, canlılardaki gizemli bilincin kaynağıdır. Bilinç, materyalistlerin sandığı gibi maddenin bir özelliği değildir. Maddeyi oluşturan atomları her ne yaparsanız yapın, bilinç sahibi kılamazsınız. Bilincin, mutlaka bir başka bilinçten gelmesi gerekir. Canlılardaki bilinç ise, Allah”ın ilhamından kaynaklanmaktadır.

Ayrıca bakınız

Video – Yuval Noah Hararı’nin SAPIENS Adlı Kitabındaki Bazı İddialara Cevap 4 – “Geçmişte insanın pek az şey ürettiği” iddiası

Harari ve diğer evrimcilerin bir iddiası da “geçmiş nesillerin çok az şey ürettiği” yönündedir. Bunu …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.