İngilizce


Günlük Gazetelerdeki Evrim Propagandasına

Bilim Dergilerindeki Evrim Propagandasına

İnternet Sitelerindeki Evrim Propagandasına



Hürriyet Gazetesi'ne

Radikal Gazetesi'ne

Vatan Gazetesi'ne

Bilim ve Ütopya'ya

Bilim ve Teknik'e

Cumhuriyet Bilim Teknik'e

Discovery Channel'a

National Geographic Channel'a



Evrim Teorisini Çökerten Kitaplar

Evrim Açmazını Gösteren Belgeseller

Evrimin Geçersizliğini Anlatan Siteler

Yaratılış Gerçeği Hakkında Kitaplar

Yaratılış Gerçeğini Anlatan Belgeseller

Yaratılış Gerçeğini Anlatan Sunumlar


CNN T�rk Yan�lg�lar�
BBC Yan�lg�lar�
"Tesadüf dışında hiçbir şey bilimsel değildir" mantığı bir mantık aczidir. Mantık açmazıdır. Uzayda yeni yeni değişik medeniyetlerle karşılaşılsa hepsinde Darwinizm ve tesadüf mantığı mı kullanılacak? "Tesadüf her yerde medeniyetler kurmuştur" mu denilecek? Bu perişan mantığın bilimsellik olarak sunulması bu yüzyılın utancı ve yüz karasıdır.


/ 2015-09-18
İngilizce

Geçtiğimiz haftalarda birçok yerde Homo Naledi adı verilen bir fosilin insanın atası olduğunu iddia eden haberler yer aldı. Çizilen portreler, yazılan hikayeler onun yarı-insan yarı-maymun olduğu iddiasını zihinlere yerleştirmeyi amaçlıyordu. Peki insansı olarak lanse edilen bu fosil gerçekte nedir, bu iddiaların bilimsel temelleri var mıdır?

Bu yazımızda maymun kemiklerinin Darwinistler tarafından nasıl bir propaganda malzemesi yapıldığına tekrar şahit olacağız.

EVRİM MASALINDA BİTMEYEN ‘ATA’ SORUNU

Homo Naledi, Güney Afrika’da bir mağaranın derinliklerinde bulunmuş dağınık haldeki 1550 kemik parçasından seçilerek bir araya getirilen bir iskelettir. Çocuk ve yetişkin olmak üzere 15 ayrı bireye ait olduğu düşünülen irili ufaklı kemikler anatomik olarak mantıklı bir şekilde dizilmeye çalışılmıştır. Ortaya insan ile maymun arası özelliklere sahip mozaik bir canlı çıkarılmıştır. Elde tam bir kafatası olmamasına rağmen, 4 eksik kafatası kemiğinden yola çıkarak, birbirine değmeden, havada duran parçalardan oluşan bir montaj halka sunulmuştur.

Böyle bir kafatasının içereceği beyin kapasitesinin 560-465 cc olabileceği hesaplanmış bulunmaktadır. Portakaldan biraz büyükçe olan bu kapasite şempanze beyni ile uyuşmaktadır. Oluşturulan kafatasının yüzünün alt kısmı eğimli olup, bu özellik de şempanzelerle uyumludur. İnsanlarda tipik olarak görülen dışa çıkık bir burun kemiği de yoktur. Bütün bunlara rağmen çalışmayı yöneten Lee Berger, bu kafatasının insanla maymun arası, insanın sözde atası, ‘yeni’ bir türe ait olduğunu öne sürmüştür.

BİR ŞEMPANZEYİ ZORLA İNSANA BENZETMEYE ÇALIŞMAK

Araştırmanın başında bulunan Lee Berger’in de itiraf ettiği üzere, bu fosiller bilinen bir insan ırkı ile uyuşmamaktadır. Bu da Darwinist bilim adamlarının kalıntıları hemen “yeni bir tür” olarak adlandırmasına bir yol olmuştur. Berger’in iddiasına göre bu sözde yeni tür Australopithecuslar ile insan arasındaki boşluğu dolduran ara bir insansı (homo) türüdür. Ancak bu yorumun taraflı ve önyargılı olduğu kemikler incelendiğinde açıkça anlaşılmaktadır.

Oluşturulan bu toplama iskelet tüm özellikleri ile, şempanzelere benzemektedir. Omuz eklemleri ve eğimli parmak kemikleri dallardan sarkan maymunlarla aynıdır. Geniş kalça kemikleri ve aşağı doğru genişleyen göğüs kafesi ise Australopithecus maymunlarına özgüdür. Her ne kadar insan ayağına benzediği iddia edilse de, ayak kemikleri insanınkinden farklı olarak, düşük bir kavise sahip olup, yönünün de farklı olduğu yine aynı ekip tarafından kabul edilmektedir.

Darwinistlerce, Australopithecus Afarensis sözde evrim ağacında ilk ata kabul edilmesine karşın, başparmaklarının günümüz şempanze ve maymunlarından daha uzun olduğu saptanmıştır. Bu özellik evrim iddiasına tamamen terstir. Homo Naledi’nin başparmağı ise Australopithecus Afarensis’ten biraz daha uzundur. Bu da hayali evrim ağacını çürüten bir bulgudur. Bu haliyle insanın parmağına hiç benzememekle beraber, hayali evrim soy ağacında insansı olarak tabir edilen türlerden de oldukça farklıdır.

Homo Naledi’nin eli hiçbir şekilde insan eline benzememekte, eğimli parmak kemikleri ve diğer maymunsu özellikleriyle birlikte canlının daldan dala atlayan bir maymun olduğunu bize göstermektedir. Bu el yapısının herhangi bir aleti kavrayıp kullanması ise imkansızdır. Bununla beraber, kemiklerin bulunduğu mağarada insan kültürüne dair herhangi bir alet ya da eşya da bulunmamıştır.

Dinaledi mağarasında bulunan dişler insan dişlerine hiç benzememektedir. Bu dişler Australopithecus serisi maymunlarda görülen dişlerden ise daha küçüktür. Bu durum, maymun türleri arasındaki varyasyon ile izah edilebilir, ama insana benzerliği söz konusu değildir.

NALEDİ’NİN YAŞ SORUNU

Bir canlının yaşını tayin etmek için arkeolojide birçok tarihlendirme yöntemi kullanılabilir. Oysa Dinaledi mağarasındaki kemiklerin yaş tayinine dair bir girişimde henüz bulunulmamıştır. Dolayısıyla burada anlatılan hikaye bilimsel delillere değil, insanın hayali evrim sürecinde çeşitli insan benzeri canlılar yaşamış olabileceği önyargısına dayalıdır. Berger’e göre, bu kemikler 2-2,5 milyon yıl öncesi zamana ‘iyi yakışmaktadır’. Ona ve çalışmayı maddi olarak destekleyen National Geographic’e göre, ‘eğer bu yaş doğru ise’ Homo Naledi insansı olarak nitelendirdikleri canlıların kökenindeki atadır. Görüldüğü gibi bu gibi yorumlar bilimsel verilere değil ideolojik önkabullere dayalıdır. Aslında yapılacak bir Karbon14 yaş-tayin çalışması bile bu masalı çürütmeye yetecektir.

HAYAL GÜCÜNÜN SARHOŞLUĞU

Berger’in masalsı anlatımına göre, Homo Naledi ölülerini mağaraya gömüyordu, bu mağara bir mezardı ve bulunan kemikler de bu ölülere aitti. Ancak bu gerçek olması arzulanan bir rüyanın anlatımından başka bir şey değildir. Bu iddia, hayvanların zamanla insanlara dönüştüğü ve ahlaki davranışların da zamanla geliştiği şeklindeki materyalist görüşten kaynaklanmaktadır. Oysa toprak altına gömme ya da mezar yapma ancak semavi dinlerle bilinç ve şuur sahibi insanlara öğretilmiş değerlerdir.

Bir hayvanın ise, dar, uzun ve karanlık dehlizlerden geçerek, tehlikeli ve akrobatik bir yolculuk sonrasında mağara kompleksinin en derinindeki başka bir odasına cenazelerini taşımış olduğu hikayesi gerçeklerden çok uzaktır.

Tabi ki, bu kemiklerin mağaradaki varlığı daha mantıklı bir şekilde açıklanabilir. Örneğin bu maymunları bir sel baskını buraya taşımış olabilir, ya da daha önce bu mağaranın başka bir girişi varken doğal afetlerle giriş kapanmış ve söz konusu hayvanlar burada kapana kısılmış olabilirler.

‘Geçmişimizi ve ne olduğumuzu araştırıyoruz’ diyerek bu gibi imkansız masallar türetip, sonra da bunlara inanmak ise Darwinist ideologlarının içine düştüğü çıkmazı sergilemektedir.

SOYU TÜKENMİŞ BİR MAYMUN DAHA

Darwinist önyargılarla yazılmış bu hikayenin bilimsel bir temeli olmadığı açıktır. Lee Berger’in Homo Naledi’nin “olağanüstü mozaik bir ara tür” olduğunu öne sürmesi ve medyada çıkan destekleyici haberlere karşın, araştırmanın sonuçları tüm özellikleriyle bir maymun fosili ortaya koymaktadır.

Bilim adamları tarafından oluşturulan zorlama rekonstrüksiyonun doğru olduğunu kabul etsek bile sonuç değişmemektedir. Küçük hacimli beyni, eğimli yüzü, çenesi, omuzları, eğri el ve ayak parmakları, göğüs kafesi ve geniş kalça yapısıyla bulunan kalıntılar bir Australopithecus çeşidine yani soyu tükenmiş bir maymun türüne aittir.



İnsanın Evrimi Yalanı

Darwinist Propaganda, Darwinist Demagoji

Ara Geçiş Aldatmacası

Canlılığın Kökeni

Evrimin Moleküler Açmazı

Ateizm, Materyalizm, Evrim Felsefesi Yalanları

Hayvanların Evrimi Aldatmacası

Bitkilerin Evrimi Aldatmacası

Yaşama Dair Darwinist Masallar

Darwinizm Yanılgıları Üzerine Yazılar

Darwinist Propagandanın Çürük Temelleri

Deccal Nasıl Öldü?




YENİ KİTAP






YARATILIŞ ATLASI DARWINİZM'İ AVRUPA'DA
YERLE BİR ETTİ!

Yaklaşık 1.5 asırdır Darwinist ve materyalist telkinlerin baskısı altındaki Avrupa halkı, Yaratılış Atlası'ndan sonra ilk defa gerçekleri açıkça görme imkanı buldu. Evrim teorisinin bilimsel bir değeri olmadığını, ideolojik kaygılarla gündemde tutulduğunu gözler önüne seren bu eser, Avrupa halkında ciddi bir inanç değişikliğine sebep oldu. Farklı ülkelerde yapılan anketler, Darwinizm'e inananların sayısında önemli bir azalma olduğunu ortaya koyarken, Avrupa'da artık yaratılış inancının hakim olduğunu gösterdi. >>


AKILLI TASARIM yani YARATILIŞ

Bu sitede zaman zaman karşınıza Allah'ın yaratmasındaki mükemmelliği vurgulamak için kullandığımız "tasarım" kelimesi çıkacak. Bu kelimenin hangi maksatla kullanıldığının doğru anlaşılması çok önemli. Allah'ın tüm evrende kusursuz bir tasarım yaratmış olması, Rabbimiz’in önce plan yaptığı daha sonra yarattığı anlamına gelmez. Bilinmelidir ki, göklerin ve yerin Rabbi olan Allah’ın yaratmak için herhangi bir 'tasarım' yapmaya ihtiyacı yoktur. Allah'ın tasarlaması ve yaratması aynı anda olur. Allah bu tür eksikliklerden münezzehtir. Allah'ın, bir şeyin ya da bir işin olmasını dilediğinde, onun olması için yalnızca "Ol!" demesi yeterlidir. Ayetlerde şöyle buyurulmaktadır:
Bir şeyi dilediği zaman, O'nun emri yalnızca: "Ol" demesidir; o da hemen oluverir. (Yasin Suresi, 82)
Gökleri ve yeri (bir örnek edinmeksizin) yaratandır. O, bir işin olmasına karar verirse, ona yalnızca "OL" der, o da hemen oluverir. (Bakara Suresi, 117)

Ana Sayfa | Kitaplar | Filmler | Makaleler | Ses Kasetleri | Bize Ulaşın | Üye Ol

2007 NETcevap.org
Bu sitede yayınlanan tüm materyali, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalayabilir ve çoğaltabilirsiniz.