Discovery Channel’dan 3 Darwinist Belgesel, 3 Dogmatik Hikaye

National Geographic TV, Discovery Channel, History Channel gibi belgesel ağırlıklı yayın yapan kanallar, Darwinizm yayınlısı tutumlarıyla bilinmektedirler. Bu TV kanalları, canlılık ve türler söz konusu olduğunda araya evrimci terimler ‘serpiştirmeleriyle’ tanınırlar. Anlatılan canlı hakkında, ‘milyonlarca yıl sonunda evrimle ortaya çıktı’, ‘hayatta kalma mücadelesinde evrimleşmesi kaçınılmazdı’ ya da ‘evrimin hediyesi olan kamuflajlar geliştirdi’ gibi yorumlar yapar; konuyu izleyiciye bir anlamda evrimle ‘etiketleyerek’ aktarırlar. Bu yorumlar bilimsel dayanaktan yoksundur ve evrim teorisini ayakta tutmak amacıyla kullanılan birer kitlesel telkin yönteminden başka bir şey değildir.

Mart sonu ve Nisan başı arasındaki döneme bakıldığında böyle bir anlatım yöntemine en yoğun şekilde başvuran TV kanalının, Discovery Channel olduğu görülmektedir. Discovery Channel’ın bu belgesellerde ortaya koyduğu evrim masalları, kanalın hayalperestlik seviyesinde belirgin bir yükselişi işaret etmektedir. Bu yazıda Discovery Channel’ın söz konusu dönemde yayınladığı şu üç belgeseldeki Darwinizm propagandası gösterilecektir:

• 25 Mart 2003 “Elektrikli Su Yılanları”
• 28 Mart 2003 “Köpekbalıklarının Evrimi”
• 1 Nisan 2003 “Bugünün Serengetisi”

Belgesellerde anlatılan konular birbirinden farklı olsa da evrim propagandasında başvurulan yöntem açısından neredeyse farksızdır: Hepsi masal anlatımına dayanmaktadır.

Elektrikli Su Yılanlarının Tasarımı ve Evrim Masallarının Yüzeyselliği

Elektrikli su yılanlarının anlatıldığı programda, Amazon nehrinde yaşayan yılan balıklarının bedenlerinde elektrik üretme yetenekleri ve balıkların yaşamları ele alınmaktadır. Elektrikli yılan balıkları, bedenlerinde ürettikleri elektriği avlanmada, düşmanlarından korunmada ve birbirleriyle haberleşmede kullanabilmektedirler. Boyları zaman zaman iki metreyi bulabilen elektrikli su yılanlarının ürettikleri elektriğin şiddeti, uzunluklarına paralel özellik göstermektedir. Buna göre bir elektrikli su yılanı bedeninin her bir metrelik bölümü için 300 volt şiddetinde elektrik üretebilmektedir. Balıkların şaşırtıcı bir özelliği, bedenlerinin bir mücadele sırasında kopan bir kısmının, kemikli kısımları da dahil olmak üzere, yenilenebilir olmasıdır. Balığın kuyruk kısmı kertenkelenin kuyruğu gibi tekrar uzayabilmektedir. Kemiklerin bile yenilendiği bu mükemmel sistemin nasıl çalıştığı bilim adamları için sır olmayı sürdürmektedir. Balığın ağız içi dokusu bir akciğer gibi görev görmekte ve yılan balığı ağzından aldığı sudaki oksijeni ayrıştırarak kan dolaşımına kazandırabilmektedir. Böylece elektrikli su yılanları solungaçla solunum yapan diğer balıklardan ayrılmaktadır. Elektriği üreten üç organ belirlenmiş olmasına rağmen bunların nasıl çalıştığı hakkında neredeyse hiçbir bilgi bulunmamaktadır.

Belgeselin sonunda ise Discovery Channel, henüz nasıl çalıştığını dahi bilmediği bir organın evrimle ortaya çıktığını iddia etmektedir. Bu masal şöyle anlatılmaktadır:

“Nasıl evrim geçirip elektrik üretir hale gelmiş, bilim bunu henüz keşfetmiş değil. Başlangıçta Amazonlarda çamurlu sularda yol bulmak zayıf bir elektrik çıkarmaya başlamış sonra yavaş yavaş düşmanlarından korunmaya ve avlanmaya yetecek kadar şiddetli elektrik akımı yaymaya başlamışlar”.

Görüldüğü gibi TV kanalı bırakın elektrik üreten organın evrimsel aşamalarını tutarlı bir tezle açıklamayı, organın nasıl çalıştığını bile bilmemektedir. Ama nasıl evrimleştiğini bilircesine hikayeler anlatabilmektedir! Elektriğin varlığından bile habersiz bir balık, gerçekten çamurlu sularda önündekileri algılamasını sağlayacak organlar üretebilir mi? Sonra bu elektrik sisteminden memnun kalıp akım şiddetini 300 volta kadar artırmış olabilir mi? Normal bir balığın DNAsında meydana gelecek rastlantısal mutasyonlarla bu kadar kompleks ve özelleşmiş organlar oluşması mümkün müdür? Tüm bunların cevabı “hayır”dır. Çünkü bu sistem bilgiye dayalıdır ve hiçbir kör tesadüf, balığın genlerinde böyle karmaşık bir sistemi meydana getiremez. Discovery Channel bu açmazı bildiği için konuyu masal anlatarak geçiştirmektedir.

Köpek balıklarının Kökeni ve Discovery”nin Evrim Karşıtı Kanıtlardan
Evrim Masalı Çıkarma Çabası

“Köpek balıklarının Evrimi” belgeselinde de evrim masalları anlatılmaktadır. Köpek balıklarında da yılan balığındaki ‘nasıl olmuşsa olmuş evrimleşmiş’ anlatımı göze çarpmaktadır. Hiçbir bilimsel kanıt gösterilmeksizin günümüz köpek balıklarının hayali evrimine dair masallar anlatılmaktadır.

Discovery Channel, telkine, denizlerde sürekli bir evrim sürecinin varlığını çağrıştıran şöyle bir soru sorarak başlamaktadır: ” Köpek balıklarının denizlere egemen olduğu, evrimin hiç bir sınır tanımadığı denizlerde hayat nasıldı?”

Denizlerde evrim olduğu iddiası tamamen gerçek dışıdır. Kambriyen döneminde canlı türlerinde yaşanan patlama, bu dönemde yaşamış omurgasız deniz canlılarının kompleks beden tasarımlarıyla aniden ortaya çıktıklarını yani yaratıldıklarını göstermektedir. Bu devirde ortaya çıkan 100″e yakın farklı hayvan filumuna (temel kategorisine)) ait canlılar kan dolaşımı gibi karmaşık fizyolojik sistemler ve bileşik göz gibi kompleks organlara sahiptirler. Bunlar evrim teorisine büyük bir darbedir çünkü bu dönemden önce, tek hücreliler dışında hiç bir filum yaşamamıştır. Yani fosil kayıtlarında Kambriyen dönemi canlılarının atası olarak gösterilebilecek hiçbir canlı bulunmamaktadır. İlk balıklar da yine Kambriyen devrinde, aniden, hiç bir ataları olmadan ortaya çıkmıştır. Kambriyenden sonraki dönemlerde yaşamış deniz canlılarının da aniden ortaya çıktıkları görülmektedir. Latimera chalumnae türü balığın fosil kayıtlarında 410 milyon yıl önce ortaya çıktığı görülmektedir ve günümüzdekiyle fosil hali arasında hiçbir fark yoktur. Böylece denizlerde “evrimin sınır tanımadığı” ifadesinin bir aldatmacadan ibaret olduğu ortaya çıkmaktadır: Discovery Channel gerçek dışı masallar anlatmaktadır.

TV kanalı köpek balıklarının hayali evrimi konusunda ise şu masalı aktarmaktadır:

“Tatlı suda yaşayan sürüngene benzeyen bir köpekbalığı evrim dramasında başrol oynuyordu. Ortachantus adı verilen bu yaratık Permiyen bataklıklarında terör estiriyordu….Toplu yok olma denizlerdeki evrimin yolunu değiştirirken köpek balıkları tatlı suda yaşamaya başladı. Orthacantus yaklaşık ikiyüz milyon yıl boyunca nehir ağızlarında yaşadı. İnce uzun vücuduyla yılan balığına benziyordu. Çift sıra dişleri ve kuvvetli bir çenesi vardı”.

Görüldüğü gibi Orthacantus’un köpek balığı atası olduğu iddiası sadece masalsı bir anlatımda ortaya konmaktadır. Ne Orthacanthus’un evrimle nasıl ortaya çıkmış olabileceği ne de günümüz köpek balıklarının Orthacantus’tan nasıl evrimleşmiş olabileceğine dair hiçbir bilimsel kanıt ortaya konmamaktadır. Hatta Discovery Channel geçiş formu olabilecek bir fosil dahi gösteremektedir. İzleyicilere hiçbir somut kanıt sunulmadan bu masala inanmalarını beklemektedir.

Orthacantus’tan çok daha önceki dönemlerde yaşamış ve bilim adamlarınca ‘köpek balığı’ olarak sınıflandırılmış canlıların fosilleri, Discovery Channel’ın evrim iddiasını geçersiz kılmaktadır. Antartika’da bulunan köpek balığı dişlerinin 382 milyon yıllık oldukları belirlenmiştir. Kanada’daki New Brunswick Müzesi’nde sergilenen köpek balığı fosili ise tam 430 milyon yıllıktır. İskeleti üçte bir oranında korunmuş olan fosil, bilinen en eski köpek balığı fosili olma özelliğindedir . Köpek balıklarının atası olarak gösterilen bir canlıdan yüzmilyonlarca yıl öncesine ait köpek balığı fosilleri bulunması aşamalı evrimi geçersiz kılarak yaratılışı doğrulamaktadır.

İlginç bir şekilde, Discovery Channel anlattığı masalların geçersizliğini kendisi ortaya koymaktadır. Belgeselde yorumlarına başvurulan bir uzmanın köpek balığı çeşitliliği hakkında söyledikleri, TV kanalının iddialarının sadece spekülasyona dayandığını açığa çıkarmaktadır:

“Gördüğüm çeşitlilik hakkında bazen çok şaşırıyorum. Özelikle Paleozoik dönemde yaşayan köpek balıklarının bırakın yaşayan, fosil akrabalarının bile olduğunu görmüyoruz.”

Fosil kayıtlarında çok çeşitli özelliklerde köpek balıkları bulunması, ancak bunlar arasında evrimsel akraba olabilecek herhangi bir köpek balığının fosilinin bulunmaması, canlıların aniden ortaya çıktıklarını savunan yaratılışı desteklemektedir. Discovery Channel”ın evrim karşıtı bir delili bile evrimci bir üslupla izleyicilerine sunması ise, şaşırtıcı bir bağnazlığın göstergesidir.

Programın dikkat çekici bir yönü de ismiyle içeriği arasında ortaya çıkan çelişkidir. Belgeselde köpek balıklarının hayali evrimine dair ortaya konanlar, Orthacantus balığının anatomisi hakkında verilen kısa bilgiler ve bir iki rekonstrüksiyon resimle sınırlıdır. Bu konuda anlatılanlar 2, belki de 3 dakikayı geçmemektedir. 1 saatlik programın ismini “Köpek balıklarının Evrimi” olarak belirleyen TV kanalı bu konuya iki dakika ayırmakta bunda da sadece masal anlatmaktadır. Discovery Channel’ın yaptığı aldatmaca ortadadır: Fosil kayıtlarında bulunan bir balığı hiç bir kanıtı olmaksızın ‘köpek balığının atası’ olarak göstermek ve bunu bir masalla izleyicilere aktarmak.

Bugünün Serengetisi ve Kompleks Tasarımları Evrimle Açıklama Yanılgısı

Nisan başında evrim masallarının bolca anlatıldığı bir diğer Discovery Channel belgeseli de “Bugünün Serengetisi” olmuştur. İngilizce adı “Wild, Weird Curiosities” olan belgeselde tesadüflerle gerçekleşmiş olması imkansız olan kamuflaj ve savunma sistemleri “evrim oyununda uyum stratejilerin eseri” gibi gösterilmektedir. Ele alınan biyolojik yapıların kompleksliği düşünüldüğünde bunları kör tesadüflerle açıklamaya çalışan Discovery Channel’ın ifadelerinin tamamen akıl dışı olduğu ortaya çıkmaktadır.

Akrep böceği, burnunun ucundaki bir silah sayesinde düşmanlarına zehir fırlatabilmektedir. Bu silah aynı zamanda bir hortum görevi görmekte, böcek bu organı kullanarak başka böceklerin bedenlerindeki sıvıları içebilmektedir. Bir yılanla karşılaştığında ise bunu yılana doğrultarak 30 santime kadar zehirini püskürtmekte ve kendisinden defalarca büyük yılanı kaçırmaktadır. Kör tesadüfler böcek için tam da gerekli olan bölgede, kafasının önünde; gerekli şekilde, ince ve uzun bir organ nasıl meydana getirirler? Yılanı etkileyecek zehirin kimyasal solüsyonu yüzbinlerce ihtimal içinden nasıl olup da doğru karışımla üretilebilmektedir? Kör tesadüfler bu zehrin kimyasal formülünü belirleyip bunu üretecek, üstelik böceğin kendisini öldürmeyecek bir organ nasıl meydana getirebilir? Bunların kör tesadüflere dayalı mutasyonlarla meydana gelemeyeceği açıktır.

Bunlar canlıların kendi çabalarının da ürünü olamaz. Çevrelerine uyum sağlamak için stratejiler planlayıp bu stratejiler doğrultusunda bunları kendi bedenlerinde geliştiremezler. Böyle kompleks sistemlerin uyum stratejisinin sonucu olduğu iddiası bir uyutma taktiğinden başka birşey değildir. Evrim teorisi yeni organları açıklamada rastlantısal mutasyonlara dayanır. Bu mutasyonlar canlının hücrelerindeki DNA”da meydana gelir. DNA moleküllerinin dışarıdaki çevre şartlarından haberdar olup kendilerini buna göre değiştirecek mutasyona uğramayacakları açıktır. Discovery sunucusu Kurt Muendl seyirciyi etkilemek için aksi yönde hikayeler anlatmaktadır, ama bilimsel gerçekleri bilen hiç kimse bu yüzeysel propagandaya itibar etmeyecektir. Evrim masallarıyla açıklanmaya çalışılan bir başka örnek, orkide çiçeğiyle mükemmel bir kamuflaj sağlayan mantis böceği ile ilgilidir. Mantis böceği orkidenin beyaz rengini taşımaktadır. Dahası, çiçeğin merkezinde özel bir şekilde pozisyon alarak çiçeğin organlarını mükemmel bir şekilde taklit edebilmektedir. Böylece çiçeğe konan böcekleri kolaylıkla yakalayıp beslenebilmektedir.
Discovery Channel orkide için ‘tabiatın başyapıtlarındandır’ tanımlamasını yapmakta, mantisin kamuflajı için de şöyle bir yorum yapmaktadır: “Türlerin evrimi sözkonusu olunca böyle kamuflajların ortaya çıkması normaldir”.

Oysa orkidedeki estetiğin kör tesadüfler sonucu ortaya çıktığının savunulması tamamen mantık dışıdır. Estetik yapılar bir sanatçının varlığını haber verirler ve tesadüfi olaylarla açıklanmaları mümkün değildir. Örneğin ABD başkanlarının yüzlerinin kazındığı Rushmore tepesine baktığımızda bunun bilinçli bir şekilde heykeltraşlar tarafından yapıldığını hemen anlarız. Orkide’nin yaprak tasarımı ve gözalıcı renkleri sözkonusu olduğunda da durum aynıdır: Ancak bilinçli tasarımla açıklanabilirler. Orkidenin kör tesadüflerle ortaya çıktığını kabul etmek, Mona Lisa tablosunun rasgele dökülen boyalarla ortaya çıktığını kabul etmeye benzer. Mantis böceğinin de tamamen aynı tonda renge sahip olması, üstelik orkidenin organlarını taklit edecek beden tasarımına sahip olması, kör tesadüflerin benzer görünümü iki defa ortaya çıkardığını kabul etmeyi gerektirir ki bu, mantığa tamamen aykırıdır.

Sonuç

Discovery Channel’ın bu üç belgeselinde “evrim” kelimesi oldukça sık telaffuz edilmesine rağmen bu sözde “evrimlerin” hangi aşamalarla gerçekleşmiş olabileceği hakkında en küçük bir açıklama getirilmediği, sadece Discovery yorumcularının gördükleri herşeyi evrim masallarıyla anlatmaya çalıştıkları görülmektedir. Aslında Discovery Channel’ın yayın politikası genel olarak değerlendirildiğinde hiçbir programda bilimsel kanıt göstermediği, daha doğrusu böyle bir endişe taşımadığı görülmektedir. Çünkü TV kanalının Darwinizm’e bilimsel değil ideolojik bağlılığı vardır ve bilimi ideolojisini yaymada sadece bir araç olarak kullanmaktadır. Ancak Discovery Channel bilmelidir ki, bu körü körüre propaganda bir işe yaramayacak, Darwinizm”i çöküşten kurtaramayacaktır.

Ayrıca bakınız

99 Milyon Yıl Öncesine Ait Yavru Kuş Fosili, Kuşların Evrimi Masalını Bitirdi

2014 yılında Myanmar’da 99 milyon yıl öncesine ait bir Birmanya Amberi (ağaç reçinesi) fosili bulundu. …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.