Akciğerli Balıkların Evrim Masalı

 

Bilim ve Teknik dergisinin Şubat 2006 sayısında “Akciğerli Balıklar” başlıklı bir yazı yayınlandı. Bülent Gözcelioğlu’nun çeşitli evrimci yayınlardan derlediği yazıda, akciğerli balıklar tanıtılıyordu. Gözcelioğlu, sözkonusu yazısında akciğerli balıklarla ilgili evrim masallarına başvuruyor, bu balıkların sudan karaya geçen ilk omurgalılar olduklarını öne sürüyordu. Ancak gerek sudan karaya geçiş iddiası, gerekse akciğerli balıkların bu senaryoda oynadıkları varsayılan rol, sadece evrim teorisine körükörüne bağlılıktan ötürü benimsenen kabullerden ibarettir. Evrimciler bu iddialarını destekleyici hiçbir somut kanıt gösterememektedirler. Nitekim Bilim ve Teknik yazısına bakıldığında bu durum açıkça görülebilmektedir. Gözcelioğlu, balıkların havadaki oksjienden yararlanmak için sözde akciğerler geliştirdiği, yüzgeçlerin ise karada yürümeyi sağlamak için ayaklara dönüştüğü şeklinde masallar anlatmakta ancak bu iddialarına dair hiçbir fosil kanıt gösteremektedir. Bunun sebebi de açıktır: Böyle bir geçiş tamamen hayal ürünüdür ve bunu destekleyebilecek hiçbir bilimsel kanıt bulunmamaktadır.

Tam aksine, bilimsel kanıtlar Gözcelioğlu’nun anlattığı masalları yalanlamaktadır. Akciğerli balıklarla ilgili evrimci masalların zayıflığı evrimci literatürde bile açıkça ve sıkça dile getirilen bir gerçektir.

Akciğerli balıklar, havayla solunum yapabilen ve kuraklık döneminde hayret verici bir metabolik düzenleme ve yöntem sayesinde hayatta kalabilen canlılardır. Ortalama yirmi dakikada bir yüzeye çıkıp hava almak zorunda olan bu balıklar, kurak mevsimde suların çekilmesiyle birlikte, kendilerini çamurdan bir koza içine gömer ve bir tür “yaz uykusuna” girerler (aestivation). Metabolizmalarının son derece yavaşladığı bu dönem, yağmurlar tekrar başlayıncaya kadar aylar, hatta bazen yıllar boyu sürer.

Bu canlılar bazı evrimcilerce sudan karaya sözde geçiş döneminden kalmış, yaşayan ara formlar olarak savunulmaktadır. Tamamen hayalgücüne dayalı bu evrim masalına göre, söz konusu balıklar Devonian döneminde, yaklaşık 300 milyon yıl kadar önce ortaya çıkan bir kuraklık yüzünden çok küçük su havuzlarına hapsolmuş ve bir havuzdan bir diğerine yürümeyi öğrenmişlerdir. Bazı evrimciler amfibilerin (ve dörtayaklıların) sözde atası olarak akciğerli balıkları göstermektedir. Ancak bu gözboyayıcı masalın bilimsel bulgular karşısında hiçbir değeri bulunmamaktadır.

Amfibilerle, ataları oldukları öne sürülen akciğerli balıklar arasında hem iskeletsel hem de iç organsal açıdan büyük farklılıklar mevcuttur. Marshall C. ve Schultze H. P isimli araştırmacılar, Journal of Molecular Evolution dergisinde yayınlanan makalelerinde, “akciğerli balıkların (ve Coelacanth “ın) morfolojik analizlerinin, dörtayaklıların (tetrapodların) muhtemel evrimlerini sadece karmaşaya sürüklediğini ” yazmışlardır. (Marshall C. and Schultze HP. Journal of Molecular Evolution 35 (2): 93-101, 1992.)

Proceedings of the Linnean Society dergisinde yayınlanan bir yazıda ise akciğerli balıkların -sağlam dayanaklara sahipmiş gibi yansıtılan- sözde evrimsel kökenlerinin içinde bulunduğu çıkmaz şöyle itiraf edilmiştir:

“Akciğerli balıkların [evrimsel] kökeni, bildiğim diğer tüm ana balık gruplarda olduğu gibi , hiçbirşey üzerine sağlamca dayandırılmıştır.” (E. White, “Presidential Address:  A Little on Lungfishes,” Proceedings of the Linnean Society ,177 (1966), sf 8)

Moleküler biyolog Michael Denton, “Evrim: Kriz İçinde Bir Teori” isimli kitabında akciğerli balıkların evrimcilerce balıktan amfibiye bir geçiş formu gibi sunulduğunu ama akciğerli balıkların bireysel karakteristiklerinin “iki tip arasında hiçbir açıdan gerçekçi geçiş oluşturmadıklarını” yazmıştır. (“Evolution: A Theory in Crisis”, Michael Denton, Adler and Adler: Bethesda, Maryland, 3. baskı. 1986, sf. 109)

Fosil kayıtlarının da akciğerli balıklarla ilgili evrimci senaryolara darbesi ağırdır. Akciğerli balıklar yüz milyonlarca yıldır hiçbir değişim göstermemiştir ve bu canlılara ait fosiller günümüzde yaşayan örneklerinden farksızdır. Bu balıklarda akciğerlerin kademeli olarak geliştiği iddiasına dayanak gösterilebilecek tek bir fosil bulunmamaktadır. Bu durum bize, akciğerli balıkların evrim değil evrimsizlik kanıtı olabileceğini göstermektedir. Yukarıdaki gerçekler ışığında, akciğerli balığın evrimsel bir aşamayı temsil ettiği iddiasının sadece bir masaldan ibaret olduğu ortadadır.

Aciğerli balıklarla ilgili evrimci senaryoları bilimsel gerçekler olarak yaygınlaştırmaya çalışmak, ama bu senaryo aleyhinde literatürde kolayca bulunabilecek itirafları göz ardı etmek… Bilim ve Teknik dergisinin, bu yazıda yaptığı tam olarak budur. Bu ise, körükörüne Darwinizm propagandasını bilim dışı masallarla yaygınlaştırma çabasından ibarettir.

Akciğerli balıklar, diğer tüm canlılar gibi, en gelişmiş teknolojilerle dahi erişilemeyen üstünlükte komplekslikler sergilemektedirler. Ve diğer tüm canlılar gibi onlar da kusursuz yaratılış delilleridir. Balıkların günün birinde sudan karaya geçip kör tesadüflerin yardımıyla akciğerler ve ayaklar geliştirdiği iddiası bir hayalden ibarettir. Gerçek olan ise bu canlıları Yüce Allah’ın kusursuzca yaratmış olduğudur. 

Bilim ve Teknik yetkililerine modern bilimin doğruladığı bu gerçeği kabullenmelerini, köhne evrim teorisinin körükörüne savunuculuğuna son vermelerini tavsiye ediyoruz.

Ayrıca bakınız

99 Milyon Yıl Öncesine Ait Yavru Kuş Fosili, Kuşların Evrimi Masalını Bitirdi

2014 yılında Myanmar’da 99 milyon yıl öncesine ait bir Birmanya Amberi (ağaç reçinesi) fosili bulundu. …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.