Bilim Ve Ütopya Yazarı Haluk Ertan”ın Yanılgıları

 Bilim ve Ütopya dergisinin Temmuz 2001 sayısında, derginin müdavimlerinden Doç. Dr. Haluk Ertan”ın “Büyük Doğa Bilgini Darwin, “Ceviz Kabuğu”na Sığar mı?” başlıklı bir yazısı yayınlandı. Ertan, yazısında geçtiğimiz haftalarda bazı televizyon kanallarında yer alan evrim teorisi konulu tartışmaları ve tartışmalarda söz alan kimseleri eleştiriyordu. Ertan”ın bu konudaki yorumları kendi görüşleridir ve burada bunları tartışmayacağız. Ancak ortaya konması gereken nokta, evrimi bilimsel bir gerçek olarak gören Sayın Ertan”ın bilimsel yanılgılarıdır.

Doç. Dr. Ertan”ın yazısının büyük bölümünü, “evrim karşıtlarına” yönelik uzun eleştiriler, Darwin hakkında uzun övgüler ve popülasyon genetiği hakkındaki bazı biyolojik bilgiler oluşturmaktadır. Kuşkusuz bunların hiç birisi evrim teorisi adına ileri sürülmüş bir delil değildir. Ertan”ın “evrim teorisine delil” iddiası ise, yazının sonlarında ortaya çıkmaktadır. Evrime neden inandığı, Darwinizm”i neden bilimsel bir gerçek sanarak yanıldığı, Ertan”ın aşağıdaki paragrafından anlaşılmaktadır:

 

 

“Eğer bir canlı topluluğun bireylerinde genetik çeşitlilik oluşup, bu çeşitlilikteki kimi genler (buna bağlı olarak özellikler), topluluk içinde yaygın hale gelebiliyorsa evrim gerçekleşmiş demektir. Zaten bunun sonucunda genetik yapıdaki değişimin boyutuna bağlı olarak, ya yeni bir tür ya yeni bir cins ya da daha büyük bir sistematik kategori oluşacaktır. Ama bütün bunların başındaki temel zorunluluk, genetik yapı değişikliğidir. Evrim olmadığını söyleyenlerin geçiş formu (ne demekse?) aramak yerine, öncelikle genetik değişiklik olmadığını ispatlamaları gerekir.” (Parantez içindeki ifadeler, alıntının orjinalinde mevcuttur.)

 

Ertan”ın bu paragrafında iki büyük yanılgı ortaya çıkmaktadır:

1) Ertan”ın ilk yanılgısı, “geçiş formları yokluğu”nu önemsiz göstermeye çalışmasıdır. Hatta “geçiş formu” kavramının yanına eklediği “ne demekse” ifadesiyle, bu kavramın sanki evrime karşı çıkanlar tarafından öne sürülen kaynağı belirsiz bir kavram olduğu mesajını vermektedir. Oysa Sayın Ertan “geçiş formu”nun ne olduğunu öğrenmek istiyorsa, övgüyle takdim ettiği Darwin”in, Türlerin Kökeni adlı temel kitabını okuyabilir. Bu kitapta “geçiş formu” kavramı (transitional form, transitional variety veya transitional state şeklinde) onlarca kez geçmekte ve Darwin bunların yokluğunun teorisi için çok ciddi bir sorun olduğunu kabul etmektedir. Darwin bu hayali formların ileride yapılacak detaylı araştırmalarla bulunacağı temmenisi ile konuyu geçiştirmiştir, oysa aradan geçen 140 yıl, bu umutları boşa çıkarmıştır. Sayın Ertan bu gerçekleri bilmezlikten gelerek evrim teorisinin paleontoloji alanındaki büyük çöküşünü gizleyemez.

2) Ertan”ın ikinci ve daha kritik yanılgısı ise, genetik varyasyonu, tüm canlıların kökenini tek bir ortak ataya bağlamaya çalışan evrim teorisi lehinde bir kanıt sanmasıdır. Oysa genetik varyasyon, Ertan”ın iddia ettiği gibi, “yeni bir tür yeni bir cins ya da daha büyük bir sistematik kategori” (yani aile, takım, sınıf veya filum) oluşturmaz.

Varyasyon, bir canlı türünün gen havuzu içinde farklı özelliklerin yer alması ve bunların fenotipte (canlının dış görünümünde) ortaya çıkmasıyla meydana gelir. Örneğin yeryüzündeki insanların hepsi temelde aynı genetik bilgiye sahiptirler, ama bu genetik bilginin izin verdiği varyasyon potansiyeli sayesinde kimisi çekik gözlüdür, kimisi kızıl saçlıdır, kimisinin burnu uzun, kimisinin boyu kısadır.

Varyasyon evrime delil oluşturmaz, çünkü varyasyon, zaten var olan genetik bilginin farklı eşleşmelerinin ortaya çıkmasından ibarettir ve genetik bilgiye yeni bir özellik kazandırmaz. Evrim teorisi için önemli olan ise, yepyeni bir türü tanımlayacak yepyeni bir bilginin nasıl ortaya çıkabileceği sorusudur.

Varyasyonun evrime bir delil oluşturmadığı, aslında evrimciler tarafından da kabul edilir. Bu nedenle evrimciler, bir türün kendi içindeki varyasyonlarını “mikroevrim” olarak tanımlarlar. Mikroevrim, zaten var olan bir türün içindeki çeşitlenmeler anlamında kullanılmaktadır.

Oysa cevaplanması istenen sorular şunlardır: Bu tür ilk başta nasıl oluşmuştur? Türlerin daha üst kategorileri olan sınıflar, takımlar, aileler, şubeler (örneğin memeliler, kuşlar, omurgalılar, yumuşakçalar gibi temel kategoriler) ilk başta nasıl meydana gelmiştir? Evrimcilerin asıl açıklamaları gereken konu budur. Evrimciler bu ikinci konuya da “makroevrim” derler. Aslında evrim teorisi derken kast edilen ve tartışılan kavram da makroevrimdir. Çünkü “mikroevrim” olarak isimlendirilen genetik çeşitlenmeler, gözlemlenen ve herkes tarafından kabul edilen biyolojik bir olgudur. Ancak bu evrim teorisinin öne sürdüğü “türün bir başka türe değişimi”ni gösteren bir değişim değildir. Daha önce de belirtildiği gibi, sadece bir türün içindeki çeşitlenmeleri giösterir. Makroevrim iddiasının ise ne gözlemsel biyoloji ne de fosil kayıtları açısından hiçbir kanıtı bulunmamaktadır. (Aslında bu tanımda “evrim” ifadesinin geçirilmesi bütünüyle maksatlı olarak yapılmış bir tercihtir. Çünkü “mikro” düzeyde bile olsa ortada evrim gibi bir süreç yoktur. Durum, o türün gen havuzunda var olan genetik bilginin farklı bireylerdeki dağılımından, değişik kombinasyonlarından ibarettir.)

İşte burada çok önemli bir “püf nokta” vardır. Konu hakkında yeterli bilgisi olmayanlar, “mikroevrim kısa bir zaman dilimi içinde gerçekleştiğine göre, onmilyonlarca yıl içinde de makroevrim gerçekleşir” gibi bir yanılgıya kapılırlar. Bazı evrimciler de aynı yanılgıya düşer veya bu yanılgıyı kullanarak insanları evrim teorisine inandırmaya çalışırlar. Doç. Dr. Haluk Ertan”ın yukarıda aktardığımız alıntısı, bu yanılgının çok açık bir ifadesidir.

Oysa bu düşüncenin geçersizliği, yani varyasyonun bir “makro evrim mekanizması” olamayacağı, 80″li yıllardan bu yana bilim dünyasında bilinmekte ve kabul edilmektedir. Evrimci biyologlar, Gilbert, Opitz ve Raff, Developmental Biology dergisinde yayınlanan 1996 tarihli bir makalelerinde bu konuyu şöyle açıklarlar:

 

 

Modern sentez (neo-Darwinist teori) önemli bir başarıdır. Ancak, 1970″lerden başlayarak, çok sayıda biyolog bunun açıklayıcı gücünü sorgulamaya başlamıştır. Genetik bilimi, mikroevrimi açıklamak için yeterli bir araç olabilir, ama genetik bilgi üzerindeki mikroevrimsel değişiklikler, bir sürüngeni bir memeliye çevirebilecek ya da bir balığı amfibiyene dönüştürecek türden değildir. Mikroevrim, sadece uygunların hayatta kalması kavramına yardımcı olabilir, uygunların oluşumunu açıklayamaz. Goodwin”in 1995″te belirttiği gibi, “türlerin kökeni, yani Darwin”in problemi, çözümsüz kalmaya devam etmektedir.”

 

Evrimci biyologlar Fagerstrom, Schuster ve Szathmary de yine1996 yılında Science dergisinde yayınlanan bir makalede aynı gerçeği şöyle belirtirler:

 

 

Evrimdeki büyük geçişler—örneğin, bir kaçını belirmek gerekirse, yaşamın kökeni, ökaryot hücrelerin ortaya çıkışı, insanın konuşma kapasitesinin kökeni gibi geçişler—birer “dengeden uzaklaşma” hali olamazlar. Bunlar, mikroevrimin kurulu modelleri tarafından da tatmin edici şekilde tarif edilemezler.

 

Ne yazık ki ülkemizdeki evrimci biyologların çoğu bu gerçekten habersizdirler. Hala 1950″lerde, 60″larda okudukları evrimci biyoloji kitaplarının öğretileriyle düşünmekte ve bir türün farklı varyasyonlarının oluşmasını “evrim teorisinin tartışmasız” kanıtı zannetmektedirler.

Bilim ve Ütopya yazarı Doç. Dr. Haluk Ertan da bu köhne düşünceden kurtulamamış gözükmektedir. “Evrim olmadığını söyleyenlerin… öncelikle genetik değişiklik olmadığını ispatlamaları gerekir” demesi, bu konudaki bilimsel tartışmaların çok uzağında kaldığını göstermektedir. Kendisine önerimiz, hala Darwin döneminin efsaneleriyle düşünmekten vazgeçmesi, genetik varyasyon yoluyla ” cins ya da daha büyük bir sistematik kategoriler”in oluşabileceği gibi bilim dışı bir inancı bilimsel sanmaktan kurtulmasıdır.

Ayrıca bakınız

Current Biology Dergisi’ne Cevap: Dişli Horozbinalar Evrim Geçirmedi, Yaratıldı

Current Biology dergisinde 30 Mart 2017’de yayınlanan bir makalede, bilimsel adı “meiacanthus grammistes” olan dişli …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.