Giardia Hakkındaki Gerçekler

Bağırsak paraziti Giardia intestinalis üzerinde yapılan son çalışmalar, bu canlının ökaryot hücrenin evrimi masalında kendisine önceden yükletilen “kayıp halka” rolünü yıktı. Önceden sanılanın aksine, Giardia “da mitokondri genlerinin ve mitokondri benzeri keseciklerin bulunduğu ortaya kondu.

Evrimciler, ökaryot hücrelerin prokaryot hücrelerden evrimleştiğini iddia ederler. (Ökaryot hücreler bitki ve hayvanları meydana getirirken, prokaryot hücreler tek hücreli bakterilerle sınırlıdır.) Ökaryot hücre, prokaryot hücrede bulunmayan bir çekirdek ve zarla kaplı kompleks organellere sahiptir. Evrimciler ökaryotları prokaryotlardan ayıran bu yapıların kökeninin, erken prokaryotların ortak ve asalak yaşamı olduğunu varsayarlar. Tamamen hayalgücüne dayalı bu iddiaya göre, bakteri benzeri erken bir hücre bir başkasını yutmuş ancak herhangi bir sindirim gerçekleşmeksizin ortak bir yaşam başlamıştır. Bu hayali sürecin sonucunda da konuk hücrenin zamanla ökaryot hücrenin çekirdeği ve organellerini oluşturacak şekilde bir dönüşüm yaşadığı gibi bir iddia ortaya atılmıştır.

Giardia , bu tezle ilgili simgesel bir statüye sahiptir. Bir çekirdeğe sahip olduğu bilinen ancak kısa bir süre öncesine kadar ökaryot hücrelerde bulunan mitokondriden mahrum olduğu zannedilen canlı, ökaryotların organelleri kademeli olarak kazandıkları bu hayali döneme ışık tuttuğu şeklinde algılanmış ve yorumlanmıştır. Böylece, evrimcilerin gözünde bir “kayıp halka” konumu kazanmış, yıllar boyu ders kitaplarında ökaryot hücrenin evrimine kanıt olarak gösterilmiştir.

Şimdi ise Nature dergisinin 20 Mayıs 2004 tarihli sayısında yayınlanan bir yazı 1, Giardia “nın aslında ebat olarak küçülmüş mitokondrilere sahip olduğunu ve bu canlıya “kayıp halka” statüsü atfedilmesinin bir yanılgı olduğunu ortaya koymaktadır. Jonathan Knight tarafından hazırlanan söz konusu yazıda, Giardia “yı kayıp halka statüsünden çıkaran bilimsel bulguların yanı sıra, bu bulgular karşısında çizdikleri hayat ağaçlarının geçersizliği ortaya çıkan evrim biyologlarının direnişleri de konu alınmaktadır. Buna göre, Royal Holloway Üniversitesi”nden moleküler parasitolog Jorge Tovar ve ekibi, Giardia “da, ökaryotlarda mitokondriyle ilişkili olduğu bilinen proteinlere rastlamış, dahası proteinlerin organizmaların hücreleri içinde belli noktalarda toplandığını saptamışlardır. Proteinlerin toplanma noktalarını elektron mikroskobuyla inceleyen araştırmacılar, bu noktalarda mitokondri gibi iki zara sahip ancak daha küçük ebatlı keseciklere rastlamışlardır. Ayrıca keseciklerin içinde mitokondrinin enerji üretim faaliyetleriyle ilgili olduğu bilinen demir-sülfür birikimlerine rastlanmıştır. Tüm bunlar, Giardia “nın mitokondriden mahrum olduğu şeklindeki evrimci iddianın geçersizliğini ortaya koymaktadır. Heinrich Heine Üniversitesi”nde moleküler evrim araştırmacısı olarak görev yapan William Martin ” Giardia “nın ökaryot hücrelerin standart evrimsel tarihi şemalarında bir ara aşama olarak gösterimi bundan böyle savunulabilir değildir ” 2 sözleriyle bu gerçeği ifade etmektedir.

Diğer yandan, bazı evrimciler Tovar”ın vardığı sonuçları kabul etmekte direnmektedirler. Ancak görünüşe göre bu direniş herhangi bilimsel karşı kanıtın varlığından değil, içlerinde duydukları burkuntudan kaynaklanmaktadır. Martin, bu kişilerin aksi yöndeki varsayım üzerinde çalışarak uzun yıllar geçirdikleri için sonuçları kabullenmeyi reddettiklerini belirtmektedir. Martin sözlerine şunları eklemektedir: “Onlar [ Giardia “da] mitokondri olmasını istemiyorlar çünkü çorbalarının tadını [yani işlerini] bozuyor. Bu düşünceleri fazlasıyla kök salmış.” 3

Bazı evrimciler Giardia ile ilgili bulguları kabullenmekte direnedursunlar; bu “kök salmış” düşünce, yani ökaryot hücrenin kökeniyle ilgili evrimci iddialar hiçbir bilimsel dayanağa sahip olmayan, dogmatik bir hikayeden ibarettir. Evrimcilerin bu alanda öne sürdükleri iddialar bilimsel deneylere ve bu deneylerin sonuçlarına dayanılarak şekillenmemiştir. Bir bakterinin başka bir bakteriyi yutması gibi bir olgu da hiçbir şekilde gözlenmemiştir. Moleküler biyolog Whitfield, bu durumu şöyle ifade etmektedir:

“Prokaryotik endosimbiosis (yutma) belki de tüm endosimbiotik teorinin dayandığı hücresel mekanizmadır. Eğer bir prokaryot bir diğerini içine alamaz ise, endosimbiozun nasıl kurulduğunu tahmin etmek güçtür. Maalesef, endosimbioz teori için hiçbir modern örnek yoktur.” 4

Amerikalı biyolog L. R. Croft ise bu konuda şu yorumu yapar:

“Bir bakterinin başka bir bakteriyi yutması hiçbir şekilde gözlemlenmemişken, böyle bir iddiada bulunmak hiçbir şekilde bilimsel değildir. Kaldı ki kloroplast, ribozom, mitokondri, lizozom gibi organeller hücre dışına alınarak birbirlerinden ayrıldıklarında yaşayamamaktadır.” 5

Görüldüğü gibi bu tez, herhangi bir bilimsel dayanaktan yoksundur ve bunun test edilmesi de olanaksızdır. Lewin ve Lenski, hiçbir bilimsel değeri bulunmayan bu tezin, evrimcilerin işte-öylesine hikayelerinden biri olduğunu şöyle itiraf ederler:

 Bakterilerde virüslerin ve plazmidlerin birlikte yaşamı hakkında birkaç genel ve özel ifadelerde bulunduk… [Bu canlılarla ilgili] şeylerin nasıl meydana geldiği hakkındaki bu ifadelerin çoğu, mikrobiyal işte-öylesine hikayelerden ibaret. Diğer birçok evrimsel olguda olduğu gibi, olayların önerilen yollardan gerçekleştiğini resmi olarak göstermenin bir yolu bulunmuyor .” 6

Görüldüğü gibi ökaryotların evrimi senaryosu hiçbir bilimsel dayanağı olmayan hayali bir senaryodan ibarettir. Burada şöyle bir soru akla gelebilir: Böyle bir evrim senaryosunun bilim adamlarınca körükörüne savunulmasının temeli, bilim olmadığına göre nedir? Bunun cevabı evrim teorisiyle bilim adamlarının felsefi kabulleri arasındaki ilişkide yatmaktadır. Düşünür Michael Corey”in yazdığı gibi:

“Günümüzde çalışmakta olan evrimcilerin çoğunluğunun, Yaratıcı”nın varlığına karşı yaklaşımlarında ateist veya agnostik olmaları bir rastlantı değildir. Bilimin [materyalistlerce tanımlanmış] kendi doğası bilim adamı olmaya karar verecek tipte kişiler üzerinde güçlü bir seçici etki uygular görünmektedir. Modern bilimsel hareketin başlangıçta teist bir temelde kurulduğu doğru olmakla beraber, birçok modern bilim adamı işlerinin dinsel kökleriyle bağlantılarını kaybetmişlerdir ve bu şahısların önemli bir bölümü açıkça anti-teist olarak nitelenebilir. Aslında, birçok ateist bilimsel kariyerlerine sadece doğa bilimlerinin teist olmayan doğası yüzünden çekilmiş görünmektedirler .” 7

Darwin”in evrim teorisi, materyalist ve ateistler için bu dünyadaki varlıklarını açıklamada kendilerine sahte de olsa bir ‘varoluş hikayesi” sağlamıştır ve bilimsel bulgular karşısındaki geçersizliğine rağmen ateist/materyalist bilim adamlarınca bilimsel bir görünümde topluma empoze edilmeye çalışılmaktadır (Daha fazla bilgi için Bkz. Harun Yahya, Evrim Aldatmacası). Ökaryot hücrenin sözde evriminin körü körüne savunulması ve ders kitaplarında hayali ara formlarla ve hayat ağaçlarıyla ısrarla desteklenmesinin ardındaki sebep de budur. Ateist/materyalist araştırmacılar, bilimi, gerçekleri ortaya çıkarma amacından saptırarak, bilime materyalist bir açıklamayı ayakta tutma misyonu yüklemişlerdir. Ve ökaryot hücrelerin naturalist evrimle ortaya çıktığını bir dogma olarak savunmaktadırlar.

Dilerseniz, hücredeki mükemmel organizasyon ve hücrenin işleyişi hakkında buradan daha fazla bilgi edinebilir, hücreyi Allah”ın kusursuz olarak yarattığını görebilirsiniz. Hücredeki tasarımı reddeden evrimcilerin inançlarının akılcılıktan ne kadar uzak olduğunu kendiniz ölçebilirsiniz.

1.Jonathan Knight, ” Giardia : Not so special, after all?” Nature 429 , 20 Mayıs 2004, sf. 236 – 237
2.Katrin Henze and William Martin, “Evolutionary biology: Essence of mitochondria,” Nature 426 13 Kasım 2003, sf. 127 – 128
3.Jonathan Knight,
ibid.
4.Whitfield, “Book Review of Symbiosis in Cell Evolution”, Biological Journal of Linnean Society. 77-79 (1982) s. 18
5.L.R.Croft, How Life Began , Evangelical Press (1988) s. 93-94

6.Levin, B. R.& R. E. Lenski, “Coevolution in bacteria and their viruses and plasmids, in Coevolution” 99, sf. 126-127, Futuyma D. & Slatkin M. Editors. Coevolution . Sinauer Associates, Sunderland, Mass.,1983
7.Corey M.A., “Back to Darwin: The Scientific Case for Deistic Evolution” University   Press of America: Lanham MD, 1994, sf.403

Ayrıca bakınız

Genetik Sürüklenme (Genetic Drift) iddiası neden geçersizdir?

Evrimi savunmak adına zaman zaman ortaya bazı terimler atılır.  Mantıklı olup olmadığına hatta bilimsel geçerliliği …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.